Küresel Enerji Koridorunda Askeri Tırmanış
Dünya petrol ticaretinin en kritik dar boğazlarından biri olan Hürmüz Boğazı, yeniden şiddetli bir askeri hareketliliğin merkezine yerleşti. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından yapılan resmi açıklamaya göre, Washington yönetimi İran'a karşı kapsamlı bir saldırı dalgası başlattı. Bu askeri hamlenin, Tahran'ın uluslararası sulardan geçiş yapan üç ticari gemiyi hedef almasına doğrudan bir yanıt olduğu bildirildi.
CENTCOM açıklamasında, sivil mürettebat taşıyan ticari gemilere yönelik eylemlerin ağır bir yaptırımı olacağı vurgulandı. Operasyonun gerekçesi olarak İran'ın sergilediği tutum gösterilirken, söz konusu eylemlerin "haksız, tehlikeli ve mevcut ateşkes anlaşmasının açık bir ihlali" olduğu ifade edildi.
Hürmüzgan Eyaletinde Peş Peşe Patlamalar
ABD'nin misilleme operasyonunun etkileri, İran içlerinde hissedilmeye başlandı. İran devlet televizyonunun kamuoyuyla paylaştığı bilgilere göre, stratejik öneme sahip Hürmüzgan eyaletinde üst üste şiddetli patlamalar meydana geldi. Bölgeden yansıyan ilk verilere göre, eyaletin Sirik kentine bağlı Tahiruyi köyü çevresinde 7 ayrı patlama rapor edildi. Bu gelişmenin hemen ardından, eyaletin en önemli liman kentlerinden biri olan Bender Abbas'ta da 6 patlama sesi yankılandı.
Körfez Ülkelerinin Petrol Tankerleri Hedef Alınmıştı
Bölgede askeri çatışmaları tetikleyen ve tansiyonu bir anda zirveye taşıyan ana etken, enerji piyasalarını yakından ilgilendiren gemi saldırıları oldu. İran güçlerinin kısa süre önce Hürmüz Boğazı'nda Katar ve Suudi Arabistan'a ait petrol taşıyan gemileri hedef alması, mevcut ateşkes zeminini sarsarak ABD'nin askeri müdahalesine yol açtı.
Yaptırımlar ve Dondurulmuş Varlıklar Masada Kalmıştı
Gerçekleşen bu son askeri tırmanış, Washington ile Tahran arasında kurulan kırılgan diplomatik köprüleri de fiilen çökertti. Hatırlanacağı üzere iki ülke, 14 Haziran tarihinde bir mutabakata varmış; nükleer meseleler, Hürmüz Boğazı'nın statüsü ve İran'a yönelik ekonomik yaptırımların kaldırılarak dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması gibi kritik başlıkların 60 günlük bir takvim içerisinde müzakere edilmesi kararlaştırılmıştı.
Ancak bu olumlu hava uzun sürmedi. 21 Haziran'da İsviçre'de gerçekleştirilen görüşmeler; ABD'nin İran'a ait dondurulmuş fonları henüz serbest bırakmaması, Hürmüz Boğazı'nın yönetimi konusundaki fikir ayrılıkları ve İsrail'in Lübnan'a yönelik kesintisiz süren saldırıları gibi derin pürüzler nedeniyle sonuçsuz kalmıştı.
İsviçre'deki müzakerelerin tıkanması ve Hürmüz Boğazı çevresinde patlak veren şiddetli çatışmalara rağmen diplomatik kanallar tamamen kapatılmamış, tarafların heyetleri son olarak 1 Temmuz'da Doha'da Katarlı yetkililerin arabuluculuğunda ayrı ayrı masaya oturmuştu. Fakat sahada artan askeri operasyonlar, masa başında yürütülen bu hassas müzakere sürecinin yerini yeniden sıcak çatışmalara bıraktığını gösteriyor.
