Pandemi Dönemindeki Çift Zam Modelinin Geri Getirilmesi Hedefleniyor

​DEM Parti grubu tarafından hazırlanan ve Meclis komisyonuna sevk edilen yasal düzenleme, asgari ücretin temmuz ayından itibaren geçerli olmak üzere net 60 bin liraya yükseltilmesini öngörüyor. Eğer bu yasa teklifi onaylanıp yürürlüğe girerse, asgari ücret belirleme süreçleri tıpkı pandemi dönemindeki uygulamalarda olduğu gibi yeniden yasal olarak yılda iki defa (ocak ve temmuz aylarında) zorunlu kılınacak. Bununla birlikte, temmuz dönemlerinde yapılacak ara zam oranlarının, geride kalan 6 aylık enflasyon verisinin altında belirlenemeyeceği de hukuki güvence altına alınacak.

​İş Gücü Piyasasındaki Yapısal Dönüşüm: "Asgari Ücret Genel Ücrete Dönüştü"

​Parlamentoya sunulan kanun teklifinin gerekçe metninde, Türkiye’deki iş gücü piyasasının güncel dinamiklerine ve emekçilerin milli gelirden aldığı payın uğradığı erozyona dair çarpıcı istatistiklere yer verildi:

  • ​İstihdamın Yarısı Taban Fiyata Mahkum: 2002 yılı verilerine göre toplam iş gücü havuzunda asgari ücret ve bunun altında kazanç elde edenlerin oranı yüzde 25 seviyesindeyken, günümüzde 32 milyonu aşan toplam çalışan nüfusun neredeyse yarısı (yüzde 50'si) bu gelir düzeyiyle yaşamını idame ettiriyor.
  • ​Milli Gelir Paylaşımında Bölüşüm Şoku: GGSYH (Gayri Safi Safi Yurtiçi Hasıla) içerisindeki iş gücü ödemelerinin aldığı pay 2020 yılında yüzde 33 seviyesinde bulunuyorken, son dönemlerde bu oran yüzde 25’e kadar gerilemiş durumda. Buna tezat olarak, sermaye gelirlerinin göstergesi olan net işletme artığının payı ise yüzde 50 sınırına dayanmış vaziyette.

​Mevcut Maaşlar Açlık Sınırının Altında Kalıyor

​Makroekonomik tablonun çalışanlar üzerindeki yükünü gösteren bir diğer veri seti ise geçim sınırları ile mevcut ücret politikaları arasındaki derin makas oldu. Türk-İş tarafından gerçekleştirilen piyasa araştırmalarına atıfta bulunulan metinde, açlık sınırının 35 bin 174 liraya tırmandığı anımsatıldı. Bu doğrultuda, yürürlükteki net 28 bin 75 liralık asgari ücret, işçileri daha maaş ödemelerinin yapıldığı ilk gün açlık sınırının altındaki bir hayata mecbur bırakıyor. Diğer taraftan, 114 bin lirayı aşan yoksulluk sınırı dikkate alındığında, mevcut ücret seviyesi 4 kişilik bir ailenin insanca yaşaması için gereken maliyetin sadece dörtte birini karşılayabiliyor.

​DİSK-AR Raporu: Enflasyon ve Vergi Dilimleri Alım Gücünü Eritiyor

​Çalışan kesimin maruz kaldığı refah kaybı, DİSK-AR tarafından hazırlanan "Ücret Kayıpları İzleme Raporu" verileriyle de desteklendi. Rapordaki hesaplamalara göre, birikimli enflasyonun baskısı ve vergi dilimi geçişlerinden kaynaklanan mali kayıplar sebebiyle, ortalama bir işçi yalnızca son 5 aylık zaman zarfında net 15 bin 537 liralık bir alım gücü kaybıyla karşı karşıya kaldı.

​"Asgari Ücret Bütçe Disiplini Aracı Olarak Görülmemeli"

​Kanun teklifinin sonuç bölümünde, asgari ücret kavramının iktisadi ve insani tanımına vurgu yapılarak köklü bir yaklaşım değişikliği çağrısında bulunuldu. Düzenlemede, asgari ücret politikasının amacının bütçe disiplinini sürdürmek ya da kamunun vergi gelirlerini artırmak olmaması gerektiği ifade edildi. Taban ücretin, iş hayatına yeni dahil olan en niteliksiz iş gücüne ödenen sembolik bir başlangıç fiyatı olmadığının altı çizilirken; bir çalışanın barınma, gıda, sağlık, ulaşım ve kültür gibi en temel ve zorunlu ihtiyaçlarını güncel piyasa fiyatları üzerinden karşılayabilmesine imkan tanıyan insani bir eşik olması gerektiği aktarıldı. Bu gerekçelerle asgari ücretin açlık sınırının altında kalamayacağı, yoksulluk sınırının yarısı baz alınarak net 60 bin lira seviyesine revize edilmesi gerektiği savunuldu.