Küresel Ekonomide Daralma ve Enflasyon Tehlikesi
Jeopolitik risklerin küresel piyasalar üzerindeki baskısı artarken, Dünya Bankası cephesinden yatırımcıları ve politika yapıcıları yakından ilgilendiren kritik bir uyarı geldi. Ağustos sonunda görevini devretmeye hazırlanan Dünya Bankası Başekonomisti Indermit Gill, Reuters haber ajansına verdiği mülakatta, Orta Doğu'daki gerilimin makroekonomik dengelerde yaratabileceği tahribata dikkat çekti.
Haziran ayında kurum tarafından yayımlanan ve bölgesel savaşın seyrine göre üç farklı projeksiyon içeren raporu hatırlatan Gill, en olumsuz tablonun masada olduğunu vurguladı. Çatışmaların 6 ay veya daha uzun sürdüğü "en kötü senaryonun" halihazırda gerçekleşmeye başladığını belirten deneyimli ekonomist, geçen yıl %2,9 olarak kaydedilen küresel ekonomik büyümenin bu yıl %1,3 seviyesine çakılabileceğini ifade etti. Bu senaryonun gerçekleşmesi halinde küresel manşet enflasyonun da ivme kazanarak %4,5'e ulaşması bekleniyor.
Gıda Güvenliği ve Tedarik Zinciri Ağır Risk Altında
Orta Doğu'daki krizin yalnızca enerji fiyatlarıyla sınırlı kalmayacağının altını çizen Gill, bölgedeki petrol altyapısının olası bir zarar görmesi durumunda küresel tedarik zincirinin felç olabileceğini belirtti. Tarımsal üretim için hayati öneme sahip olan gübre, kükürt ve helyum sevkiyatlarında yaşanacak aksaklıkların, küresel çapta bir gıda güvensizliğini tetikleme riski taşıdığı vurgulandı. Özellikle Kovid-19 pandemisinin yaralarını sarmaya çalışan yoksul ülkelerin, bu gıda krizi ve beraberinde gelecek faiz artışları gibi ikincil şoklardan en ağır darbeyi alacağı öngörülüyor.
32 Ülke İçin "Yavaş İlerleyen Tren Kazası"
Haberin yatırımcılar açısından en dikkat çekici kısımlarından biri de küresel borç krizi uyarısı oldu. Gill, yüksek enflasyona karşı merkez bankalarının atacağı adımların borçlanma maliyetlerini artıracağına dikkat çekerek, "Politika faizlerindeki artış henüz başlamadı; ağır borçlu ülkelerin geri ödemelerde ciddi sorunlar yaşamasına yalnızca birkaç ay uzaktayız" değerlendirmesinde bulundu.
Dünya Bankası'nın Haziran ayı verilerine göre, düşük ve orta gelirli ülkelerin %40'ına tekabül eden 32 ülke borç sarmalına girmiş veya bu riski taşır durumda. Borç istatistiklerindeki bozulma ise tabloyu net bir şekilde ortaya koyuyor:
- Gelişmekte olan ülkeler ve yükselen piyasa ekonomilerinde borcun gayrisafi yurt içi hasılaya (GSYH) oranı 2019'un sonlarında %50-55 bandındayken, bu rakamın 2025'te yaklaşık %74 seviyesine çıkması bekleniyor.
- Düşük gelirli ülkelerde ise durum daha da vahim; borcun milli gelire oranı %40 seviyelerinden %67'ye tırmanmış durumda.
Temerrüde düşmeden borçlarını ödemeye çalışan ülkelerin bile eğitim ve sağlık gibi temel hizmetlere ayıracağı kaynakların tükendiğini belirten Gill, bu durumu "yavaş ilerleyen bir tren kazası" olarak nitelendirdi. Krizin derinleşmesiyle birlikte uluslararası finansal kurumlara başvurular da hızlandı. Kaynaklardan edinilen bilgiye göre, nakit sıkışıklığı yaşayan Pakistan, ABD'den 10 milyar dolarlık bir döviz kuru istikrar mekanizması talebinde bulundu. Aynı zamanda birçok ülkenin Uluslararası Para Fonu (IMF) nezdindeki kredi limitlerinin artırılmasını istediği biliniyor.
Dünyanın en büyük ekonomileri olan ABD, Çin ve Hindistan'ın kendi iç dinamikleri sayesinde bu krizden görece korunduğunu ifade eden Başekonomist, kırılganlıkların aşılması için G20 ülkelerinin yürüttüğü borç yapılandırma reformlarının hızlandırılması, hatta bazı ülkeler için özel borç affı programlarının devreye alınması gerekebileceğini savundu.
Gelişmekte Olan Ülkeler İçin Çıkış Yolu: Yapay Zeka
Küresel ekonomiyi saran karamsar bulutların arasında umut verici tek gelişme ise teknoloji cephesinden geliyor. Dünya Bankası'nın yapay zeka entegrasyonu üzerine yaptığı son analizleri paylaşan Gill, gelişmekte olan ülkelerin bu teknolojik devrimden maksimum fayda sağlayabileceğini ifade etti.
Gelişmiş ülkelerdeki işgücü piyasalarında yapay zekadan olumsuz etkilenecek nüfus oranının %30-40 seviyelerinde olacağı öngörülürken, bu oranın yoksul ülkelerde yalnızca %10 bandında kalması bekleniyor. Yapay zekanın küresel büyümeyi on yıllardır görülmemiş seviyelere taşıma potansiyeli olduğuna dikkat çeken Gill, "Gelişmekte olan ülkeler yapay zekanın etkileri konusunda gelişmiş ülkelere kıyasla çok daha iyimser olmalı; bu teknoloji onlar için büyük bir kazanç olabilir" diyerek, ekonomik sıçrama fırsatının altını çizdi.
