İstanbul Temasları ve İyileşen Makroekonomik İklim
BofA bünyesinde görev yapan Hande Küçük, David Hauner ve Claudio Irigoyen'den oluşan analist ekibi, yakın zamanda İstanbul'da varlık yönetim şirketleri ve banka yöneticileriyle bir dizi stratejik görüşme gerçekleştirdi. Bu temasların ardından yayımlanan değerlendirme notuna göre; ABD ile İran arasında doğabilecek bir anlaşma ihtimali ve petrol maliyetlerindeki belirgin düşüş, Türkiye'nin makroekonomik görünümüne yönelik piyasa algısını çok daha pozitif ve yapıcı bir hale getirdi.
Ekip, bu dışsal ve içsel faktörlerin rezervler, cari işlemler dengesi ve enflasyon üzerindeki kısa vadeli baskıları hafiflettiğinin altını çizdi.
TCMB'den Operasyonel Normalleşme ve Faiz İndirimi Senaryosu
Ekonomistlerin analizine göre yaz ayları boyunca sermaye girişlerinin desteklenmesinde ve rezervlerin artmasında dört ana faktör belirleyici oldu:
- Haziran ayında kaydedilen olumlu TÜFE (Tüketici Fiyat Endeksi) verileri.
- Turizm gelirlerindeki dirençli duruş.
- İthalat büyüme hızındaki yavaşlama.
- Yurt içi yerleşiklerin dolarizasyon eğiliminin sınırlı kalması.
Piyasaların ve yatırımcıların odak noktasının artık Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) olası parasal gevşeme adımlarının hızına ve zamanlamasına kaydığını belirten BofA analistleri, Merkez Bankası'ndan beklenen ilk hamlenin bir haftalık repo ihalelerine geri dönülerek operasyonel normalleşmenin sağlanması yönünde olduğunu ifade etti.
Rezervlerdeki ve enflasyondaki destekleyici tablonun sürmesi halinde, TCMB'nin ekim ayında 100 baz puanlık bir politika faizi indirimine gitmesi için gerekli zeminin oluşacağı tahmin ediliyor. Kurum ayrıca, altın fiyatlarında yaşanan dalgalanmaların bankacılık sektörünün döviz likiditesi ile TCMB rezervleri üzerinde önemli ancak yönetilebilir bir risk unsuru olmayı sürdürdüğünü vurguladı.
Enflasyonun Seyri, Riskler ve Erken Seçim Beklentileri
BofA raporunda fiyat artış hızına dair de detaylı bir projeksiyon sunuldu. Temmuz-eylül döneminde devreye girecek baz etkisinin enflasyondaki düşüş sürecini hızlandıracağı belirtilirken, hedefe giden yolun bazı riskler nedeniyle kademeli olacağı uyarısı yapıldı. Süreci yavaşlatabilecek temel unsurlar şunlar:
- Çekirdek enflasyonda gözlemlenen katılık.
- Okula dönüş dönemi (eğitim) kaynaklı fiyat artış riskleri.
- Gerçekleşmesi muhtemel tek seferlik fiyat güncellemeleri.
Buna karşın, iç talepte süregelen yavaşlamanın söz konusu enflasyonist tehlikeleri belirli ölçüde dengeleyebileceği kaydedildi.
İstanbul'daki yerel bankacılarla yapılan görüşmelerde de sektörün enflasyon hedefleri masaya yatırıldı. Bankacıların büyük bir kısmı, petrol fiyatlarının savaş öncesi dönemin dahi altına inmesi durumunda enflasyonda aşağı yönlü risklerin (düşüş ihtimalinin) güçleneceğine dikkat çekerek, 2026 yılı sonunda manşet enflasyonun yüzde 29-30 bandında dengeleneceğini öngörüyor.
Öte yandan, genel siyasi takvime ve makroekonomik istikrarın sürdürülebilirliğine ilişkin görüşlerini de paylaşan uzmanlar, Türkiye'de gerçekleşecek bir sonraki seçimler için en olası tarihin halen 2027 sonbaharı olarak görüldüğünün altını çizdi.
